Delilleriyle tasavvuf ve tarikatçılık
Tüm Alemlerin Rabbi olan Allahu Teâla’ya hamd ederim ki, O, cinler aleminin, şeytanlar aleminin, insanlar aleminin, madde aleminin, mana aleminin, ruhlar aleminin… tüm alemlerin Rabbidir. Bana O’nun katında hak din olan İslam Dini’ne hizmet etme şerefi verdi. “Muhakkak ki, Allah’ın indinde hak din İslam Dini’dir.” (Âli İmran Suresi, 18)
Bütün ilimlerin kaynağı Kur’an-ı Kerim ve Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem’in Sünneti Şerifi’dir. Kur’an-ı Kerim ise Allahu Teâla’nın kelâmıdır. Sünneti Şerife ise, Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem’in sözleri, fiilleri, halleridir. İşte bütün ilimler fıkıh, akide, tefsir, siyer, tasavvuf ve daha birçok ilim Kur’an-ı Kerim’den bulunmuş ve Kur’an-ı Kerim bu ilimlerin oluşmasına kaynak olmuştur. İşte bu ilimler gün geçtikçe ilerlemiş, zirve noktalarına ulaşmış, tüm dünyaya yayılmış, İslam Alemine bir hidayet ışığı olmuştur. Fakat Tasavvuf ilmi geçmiş devirlerde zirve noktasına ulaşmış bir ilim olarak kabul edilse dahi, günümüzde Tasavvuf İlmi unutulma safhasına gelmiştir. Hele Tarikat denilince insanlar, bunu korkunç bir şey zannetmektedir. Tasavvufu da birkaç notalarla oluşturulmuş musikiden ibaret olduğunu zannetmektedirler. Bunun sebebi de İngiliz müsteşrikleridir. Bu müsteşrikler, İngiltere Arabistan’ı işgal ettiğinde, Arap Yarımadası’na geldiler ve orada İslam Dinini çok iyi bir şekilde öğrendiler. Maksatları Müslümanlar’ın birlik ve beraberliğini parçalamak, bozmak idi. Tasavvuf İlmi de, ilmin nefis Nefis ilmi olduğu için, Müslümanlar’ı birlik beraberlik içerisinde topluyordu. Onlar da Müslümanlar’ı bu Tasavvuf İlmi’nden uzaklaştırarak, aralarındaki birlik beraberliği bozmak istediler ve Tasavvuf İlmi’ne akıl almaz laflarla taşlama yaptılar. Onu eleştirmeye başlayıp, İslami hak bir yol olmadığını, Tasavvuf’un her şeyinin bir bidâttan ibaret olduğunu, İslam Şeriatı’yla ele tutar bir yanı olmadığını yaydılar. Alimlere, çok büyük ilgi gösterip, sayan seven, ihtiram gösteren halk, alim statüsüne bürünmüş münafık olan bu İngiliz ajanı müsteşriklere inandı ve Tasavvuf’tan uzaklaşmaya başladı. Haliyle aralarında birlik beraberlik de kalmadı. Tasavvuf karşıtı bir takım akımlar türedi. Bunu başardıktan sonra bu müsteşrikler durumu İngiltere’ye rapor etti ve İngiltere Arap Yarımadası’ndan geri çekildi. Ama çok büyük yara açarak, İslam’a çok büyük darbe vurarak. Bu yeni çıkan Tasavvuf karşıtı akımlar, büyük Tasavvuf eserlerini toplayıp yakıyorlar, gömüp yok ediyorlar, imha ediyorlar, Mutasavvuflar’ın yolunu kesiyorlar, onlara büyük bir delalette olduklarını söyleyip, küfürle itham ediyorlardı. İmanı zayıf olanların da aklını, kalbini karıştırıp, tarikat yolunu terk ettiriyorlardı. Bu sefer Tasavvufçular’la onların arasında büyük bir kitle savaşı başladı. Tabi silahlı kılıçlı bir savaş değil ama bir nevi siyasi savaş gibi. Aynı Hristiyanlar’da Katolik, Protestan, Ortodoks Akımlarının kilise savaşları gibi. Böylelikle İngilizler (ehli salîb) Müslümanları ikiye bölmüş, birbirlerine düşürmüş oldular.
İşte benim amacım, bu kardeşlerime Tasavvuf’a yaptıkları eleştirme ve taşlamaların İngiltere’nin eğittiği, Müslüman Alimler görünen müsteşriklerin çıkarttığı hurafelerden, Müslümanları parçalayıp, birbirlerine düşürmek için kurulan bu teşkilatın başının altından çıktığını, Tasavvuf’un sizin zannettiğiniz veya size öğretilen gibi batıl bir yol olmadığını deliller ile açıklayarak, bir Ümmeti Muhammedi belki bu kirli düşüncelerden ve gafletten kurtarırım ümidi ile bu eseri hazırladım.

